Herkese Masal

Ana Sayfam Yap Favorilerime Ekle

Sponsor Bağlantılar


Kategoriler





Sitemizde toplam 425 masal ve hikaye bulunmaktadır.

1 3 6 7 A B C Ç D E F G H İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z





Kategorisi - Hikayeler
Ekleyen - Admin
Eklenme Tarihi - 01.07.2008
0
0,0
Rating:0,0 yıldız
Görüntülenme: 472

 Oy ver...


Bir Kardelen Masalı

Bir varmış bir yokmuş ,uzak ülkelerin birinde, dağların doruklarında güzeller güzeli Dağ Fulyası yaşarmış.

Baharın ilk belirtileriyle uzun kar uykusundan uyanır,

güneş sıcaklığını iyice hissettirmeye başladığı günlerde tomurcuklanır, yaz boyunca da çiçekleriyle çevresine binbir

renkler saçar, kokusu ile, güzelliği ile, güzelliğinden çok o

mahçup saf duruşu ile herkesi kendine hayran bırakırmış.



Doğa ananın da en sevgili yavrusu, herşeylerden sakınıp

gözettiği en nadide çiçeği imiş bu Dağ Fulyası. En yakın

arkadaşı Nergis`le sıcak yaz günleri boyunca gülüşürler,

oynaşırlar, bütün doğayı neşeyle donatırlarmış. Fulyacık

Nergis`ini çok sever bir dediğini iki etmezmiş. Elinden

gelse tüm dünyasını Nergis`le paylaşmak istermiş.



Nergis`te çok güzelmiş ama Fulya`nın saflığına karşı son derece

kurnaz, işveli, cilveli, bir kızmış. Fulya`yı çok sever, onunla

arkadaşlığını sürdürmek için kendini ona benzetmeye çalışır,

ama içten içe de Fulya`nın herkes tarafından sevilmesine

tahammül edemez, herkes kendini daha çok sevsin istermiş.



Fulya`nın tüm çiçekleri sabırla dinleyip, hepsine yardım etmek istemesine, herkese çözüm getirmeye çalışmasına hayret edermiş.

Çünkü, Nergis çiçek için doğadaki en önemli şey kendisiymiş,

kendi duyguları kendi düşünceleri , herkesin, herşeyin üstünde

imiş. Fakat Fulya`ya özel bir değer verir, onun hayranı olduğu

saflığını korumak için olası tüm kötülüklerden sakınmak istermiş.



Fulya ise hep tebessümle karşılarmış Nergis`i zira, Doğa

annesinin de aynı koruyucu kollayıcı davranışlarına alışık

olduğu için Nergis`e ayrıca çok güvenir, inanırmış.

Bu arada aşağılarda , dağların, vadilerin ötesindeki

ovalarda ise Bahar Rüzgârı yaşarmış...



Bu rüzgârın en sevdiği iş, ovanın tüm çiçeklerine gezip

gördüğü yerleri anlatarak onlara yeni heyecanlar, yeni

ufuklar göstermek ve onların hayranlığını, sevgisini

kazanmakmış. Birbirinden değişik ilginç öykülerle

çiçeklerin gönlünü çelip en masum görüntüsünü takınır

en hoş sesiyle onlara birbirinden güzel şarkılar söyler,

eğlendirirmiş. Çiçekler kendilerinden geçip, hayranlıkla

onu dinlerken, o fark ettirmeden çiçek tozlarını alıp

koynunda gizlediği kutusuna atarmış.



Bahar Rüzgârı, bu çiçek tozlarını karıştırıp bir gün kendine en

güzel kokulu, en güzel renkli çiçeğini oluşturacağını hayal eder

yüreği bu hoş beklentiyle çarparmış. Fakat aldığı her çiçek

tozundan sonra yine bir eksiklik hissedip daha güzel, daha ışıltılı,

binbir renkli, çok daha güzel kokulu çiçekler aramaya çıkarmış.



Rüzgâr, bir gün yine bu amaçla ovadan ayrılıp vadiye doğru yola

çıkmış. Vadiye geldiğinde birden çok farklı bir çiçek kokusu

hissetmiş, etrafına bakınmış ama görememiş.Çünkü koku

yukarılardan geliyormuş. Başını kaldırıp dağa doğru bakmış.

Tepelere yaklaştıkça kokular daha da yoğunlaşırken içlerinden

ayırt edici bir koku tatlı tatlı başını döndürüyor, onu daha

yukarılara çekiyormuş. Sonunda onu görmüş. İlk önce

heyecandan yanına yaklaşamayıp uzaktan seyre dalmış.



Fulya çiçek olacaklardan habersiz pervasızca çevresindeki

arkadaşlarıyla şakalaşıyor, çocuklar gibi neşeli kahkahalar

atıyor, gülerken gözlerinin içi gülüyormuş. Rüzgâr nasıl olup

da bugüne kadar çevresine eşsiz ışıltılar saçan bu çiçeğin

varlığından habersiz yaşadığına hayret etmiş. Hemen harekete

geçmeye karar verip hafif hafif Fulya`nın etrafında esmeye

başlamış. Bir yandan da bildiği en güzel şarkıları söylüyormuş.

Fulya bu beklenmedik hoş esintiyi heyecanla karşılamış, kendine

yeni ve çok farklı bir arkadaş edineceğini hissetmiş. Çünkü

arkadaşı Dağ Rüzgârının keskin esintisine karşı Bahar Rüzgârı

tatlı bir meltem edasıyla yapraklarını okşuyor, yıpratmadan

dinlendiriyormuş. Güzeller güzeli çiçek, rüzgârın coşkulu, tutkulu

heyecanlı sesini büyük bir hoşnutlukla dinlemeye koyulmuş...



Rüzgar, Fulya`ya ovadaki güzellikleri, gezip gördüğü yerlerde

duyup işittiği ve yaşadığı ilginç hikayelerini anlatırken

onun da başını döndürüp çiçek tozlarını alacağı anı hayal

ediyor ve yüreği bu anın heyecanı ile deli gibi çarpıyormuş.

Fakat kendindeki bu yeni duygulara kendide şaşırıyor,

Fulya çiçeğin tüm dünyasını merak ediyor, daha yakından

tanımak için çırpınıyormuş. Bu nedenle çiçek tozlarını almak

için biraz daha sabredip Fulya ile arkadaş olmaya karar vermiş.



Rüzgâr, Fulya çiçeğin dünyasına girdikçe hayranlığı daha da

büyümüş, onunla konuşmak, onun fikirlerini duymak, kendini dinlerken hüzünlü hikayelerde hemen buğulanıveren gözlerine

dalıp gitmek, neşeli hikayelerde kahkahalarına karşılık

vermek Rüzgarda tutkuya dönüşmüş.



Fulya`nın kokusu renklerindeki saflık, konuşmalarında

kendini hissettiren bilgeliğini, çocuksu ifade tarzı, hele

sesindeki o içine işleyen ince tını bugüne kadar hiçbir çiçekte rastlayamadığı özelliklermiş. Fulya ise dinlediği o harika hikayelerle, kendini dünyanın her yerine götürdüğüne inandığı

bu yeni arkadaşı yüzünden tüm arkadaşlarını ihmal etmeye başlamış. Zamanını hep Rüzgarla beraber geçirmek istiyormuş.

Zira Rüzgâr öyle güzel konuşuyor ve o kadar çok şey biliyormuş

ki, Fulya`nın dünyası yepyeni renklerle bezeniyormuş.



Günler geceler boyu birlikte konuşmuşlar, gülmüşler,

ağlamışlar. Bahar Rüzgârı Fulya`nın bütün güvenini kazanmış. Fulya bu arada Nergis`i ihmal etmemeye çalışıyor onada

rüzgâr`ın anlattıklarını anlatıyor ve ikisini tanıştırırsa birlikte

harika bir dünya kuracaklarını çok eğleneceklerini söylüyormuş. Nergis, Fulya`yı ilk kez bu kadar heyecanlı görüyor ve onu

bu kadar etkileyen birini çok merak ediyormuş.



Rüzgâr ise çiçek tozlarını aldığı takdirde Fulya`nın

arkadaşlığını kaybedeceğini bildiğinden bu çok istediği,

beklediği anı sürekli erteliyormuş. Fakat aklında da

yaratacağı o muhteşem çiçek olduğundan dağdaki diğer

çiçeklerle arkadaşlık kurup, onlarada aynı hikayeleri, aynı

şarkıları anlatarak başlarını döndürüyor ve çiçek tozlarını

alıp saklıyormuş. Bir gün Fulya, Rüzgâr`ın tüm yaptıklarını görmüş. Fakat çiçek tozlarını saklamasını anlayamamış.

Zira çiçek tozları, çiçekler için hayati önem taşıyormuş.



Tüm çiçek arkadaşlarının ertesi baharlarda yeniden canlanıp gün

ışığına kavuşmaları için bu tozların yeniden toprağa düşmesi

gerekiyormuş. Oysa rüzgâr onları kendine saklayarak çiçeklerin

ömürlerini sona erdiriyormuş. Fulya çok üzülmüş, onun derin

düşünceli hali Doğa annesini de endişelendirmiş. Bu arada Fulya,

istemeyerek Bahar Rüzgârı`nı Nergis`lede tanıştırmış. Ama Nergis`in

çok akıllı olduğunu ve Rüzgâr`ın büyüsüne kapılmayacağını

düşünüyormuş. Oysa Rüzgâr, Nergis`in ışıltılı renklerini öyle bir

övgülerle anlatmaya başlamış ki.. Hele Rüzgâr`ın şarkılarında ki,

o heyecanlı sesi duyunca Nergis de tüm diğer çiçekler gibi

büyülenmiş ve çiçek tozlarının gitttiğinin farkına bile varmamış.



Fulya büyük bir korku ve üzüntü ile olanları izliyormuş.

Hemen evine dönüp Rüzgâr`a, evinin tüm kapı ve

pencerelerini sıkı sıkıya kapatmış. Rüzgâr, Fulya`nın olanları gördüğünden habersiz, kendinden emin bir şekilde büyük

bir kibir ve iki yüzlülükle Fulya`nın evinin önüne gelmiş. Her zamanki gibi Ona ne eşsiz bir çiçek olduğunu, kokusuyla onu büyülediğini, çok uzaklardan bu koku ile kendisini çekip

getirdiğini en etkileyici sesi ile söylemeye başlamış.



Fulya çok büyük üzüntüler içinde perdenin arkasından sessizce Rüzgâr`ın anlattıklarını dinliyormuş. Rüzgâr, kapıların

açılmayışına anlam verememiş. Tekrar Fulya`ya ne kadar

çok değer verdiğini söyleyip en hüzünlü sesiyle ona şarkılar söylemeye devam etmiş. Fulya, gözyaşları içinde kapılarını

açmadan Rüzgara her şeyi gördüğünü ve yaptıklarını çok

yanlış bulduğunu, çiçeklerin yaşamlarının sürekliliği için

o tozlara ihtiyacı varken kendisinin büyük bir duyarsızlıkla,

herşeyi önceden planlayarak tozları çaldığını söylemiş.



Rüzgâr, Fulya`nın tepkisini çocukça ve anlamsız bulmuş.

O tozlara kendi mükemmel çiçeğini yaratmak için ihtiyacı olduğunu Fulya`ya anlatmaya çalışmış ama Fulya onun yaptıklarını asla anlayamayarak bencillikle suçlayınca

büyük bir kızgınlıkla oradan uzaklaşmış. Nergis ise

olanlardan habersiz Rüzgârla arkadaşlığına devam

ediyormuş. Rüzgâr kendi mükemmel çiçeği için sakladığı

tozları arasında Fulya`nın eksikliğini içinde duyarak,

kutusunu açmış, bir daha ki bahara kendi muhteşem

çiçeğini oluşturmak amacıyla çiçek tozlarını toprağa

serpmek istediğinde birde ne görsün tozların hepsi

kutunun içinde günlerce havasız kalmaktan

bozulup küflenmemiş mi?



Rüzgâr, her çiçek tozunun kendi doğal ortamı içinde sadece

ait olduğu çiçek olarak yaşayabileceğini çok geç anlamış.

Yinede büyük bir kibirle doğanın kanunlarına karşı geldiğini binlerce çiçeğe sonbaharı yaşattığını görmezden geliyor,

diğer yandan içinde Fulya`nın yokluğundan kaynaklanan

büyük bir boşlukla tüm hedef veamaçları

tükenmiş bir şekilde avare esip duruyormuş...



Fulya, gördüklerine yaşadıklarına dayanamıyor büyük acılar çekiyormuş. Hele bir dahaki baharda hiçbir arkadaşının olamayacağını düşündükçe, Nergis`inin bile Rüzgâra

kapılıp gittiğini görmek, onu kaybettiğini bilmek Fulya`nın

büyük üzüntülerle hastalanmasına neden olmuş.

O incecik zarif boynu bükülmüş, günden güne sararıp

solmuş. Doğa anne üzüntüsünden ne yapacağını bilemiyor

en değerli yavrusunun gözünün önünde eriyip gitmesini,

hastalıktan ölecek hale gelmesini önleyecek çareler arıyormuş.

En sonunda aklına çok güzel bir fikir gelmiş. Hemen Dağ Fulyası`nın yanına gelerek, onun vaktinden çok

önce uyumaya başlaması gerektiğini söylemiş.



Fulya çiçek derin üzüntülerle minicik yüreği çok yorgun olduğundan henüz daha bahar aylarında olmasına rağmen

annesinin kollarında kolayca uyumuş.. Günler haftalar aylar boyunca hiç uyanmamış.. Böylece tüm yaz ve sonbahar aylarını uykuda geçiren Fulya bir gün kulağında Doğa annesinin

tatlı mırıltılarını duyarak gözlerini açmış. Yüreğinin nedenini

henüz bilemediği büyük bir huzur ve mutluluk ile dolu

olduğunu hissediyormuş. Gördüklerini anlamaya çalışıyor,

muazzam bir beyazlığın ortasında gözleri kamaşıyormuş.



Adeta tüm evren, bu güzel ve cesur çiçeğin yüreğini huzurla doldurmak istercesine büyük bir sessizlik içindeymiş. Karların Prensi ise büyük bir şaşkınlıkla kardan pelerinin altından

adeta yüreğini delip çıkan bu çiçek karşısında nefesi tutulmuş, gözlerine inanamayarak bu güzel çiçeğin yaşama yeniden gülümsemesini izliyormuş. Hayatında ilk kez böylesine

güzel bir çiçekle karşılaşmış. Zaten zavallıcık hayatı boyunca

hiç çiçek bile göremiyormuş ki, kış boyunca doğadaki

tüm canlılar kış uykusuna yatar, her yer derin bir sessizliğe gömülürmüş. Fulya da doğaya böylesine muazzam

güzellikler veren ve büyük bir huzur içinde uyumasını

sağlayan karlar prensine mutlulukla gülümsüyormuş.



Tüm ruhu ve incecik zarif gövdesi ile sadece karlar prensine yönelmiş, gözleri sadece onu görsün, yüreği sadece on duysun istemiş. İşte; o günden beri tüm doğa, Dağ Fulyasına

KARDELEN demeye başlamış. Zira, karları delip yeryüzüne çıkabilen tek çiçek Kardelen olmuş. Karların ve Karlar

Prensi`nin tek çiçeği ... Kardelenle Karlar prensi birbirlerine

hiç beklemedikleri bir anda kavuşmanın sevinci ile

sonsuza dek büyük bir mutlulukla yaşamışlar...



Servet Özkök






Bu sayfayı arkadaşına gönder.

e-Posta Adresin Arkadaşının e-Posta Adresi



Geleceği gören magazin haber portalı >>> gece24.com | Magazin Haber Portalı

Sponsor Bağlantılar


En Çok Okunan Masallar

En Son Okunan Masallar

Reytingi Yüksek Masallar

Rastgele Masallar

En Çok Okunan Tekerlemeler

En Çok Okunan Hikayeler

En Çok Okunan Masallar

En Reytingli Tekerlemeler

En Reytingli Hikayeler

Anasayfa | Rastgele Masal | Top 100 | Sen De Gönder | İletişim
banasiteyap.net herkesemasal.com © 2008 - 2012